1979'da doğdum. Liseye kadar parlak bir öğrenciydim, o tarihten sonra parlaklığım güneşin batışı gibi azalarak kayboldu. Her sabah yeniden doğmayı bekledim. Yıllardır sabahlardan nefret eder oldum.
Lisede bilgisayarla tanışmam benim için dönüm noktası oldu. Keza ondan önce bilgisayarı resimlerde bile görmüşlüğüm yoktu. Hani ismini bilirdim de nedir ne değildir bilmezdim. Hazırlık sınıfında bir gün gördüğümde -ki o zaman ellememize izin yoktu- bu kadar kablo nerden çıkıyor nereye giriyor abaca diye hayret etmiştim. Çünkü o güne kadar bildiğim tüm elektrikli aletler tek bir fişle işlerini halledebiliyorlardı. Çok elektrik çeker mi diye bile düşünmüştüm.
İlk kişisel bilgisayarımı 1995 yılında yoğum yıpratma ve bezdirme taktikleri kullanarak aldırdım. Çok geçmedi tabi biricik bilgisayarım bana kısa süre sonra gözlük hediye etti. Ben de bunun altında kalmayarak iki günde bir tüm organlarını dışarı çıkartıp, itina ile temizledim, yeri geldi değiştirdim. Ona iyi baktım.
Lise sonları ve benim ergenlik dönemlerimin sonları aynı zamana geldi, dersler düşünülmez oldu, kafamda bahar yelleri eserken bir anda Üniversite sınavı ile kala kaldım. Oydu buydu derken İstanbul Üniversitesine kayıt yaptırdım, çok zorlu bir yolculuk işkencesinden ve okulu görünce yaşadığım hayal kırıklığını atlattıktan sonra. Şimdilerde dönüp bakınca pişmanlığın var, o gün geri dönebilirdim, ama nedense -umursamazlığımdan olsa gerek- kaldım. Hala da kalmaya devam ediyorum.
Yıllar sonra bir gün kendime ait olmasa bile bir ışık parladı hayatımın tam orta yerinde. O günden sonra onsuz yapamadım, nereye gitsem, ne yapsam, ne düşünsem hep o ışığa çıktı yollarım. Bunun üstüne bir daha uzak kalmamak için, özlem çekmemek için evlendim. Şimdi her sabah bir güneşle uyanıyorum, artık o kadar nefret etmiyorum sabahlardan. Mayıs 2007 de ikinci bir güneşim doğacak. Sabırsızlıkla bekliyorum, henüz ışığını görmesem bile enerjisini hissediyorum. Isınmaya başladım yaşama. Deniz mercanları kadar güzel bir varlık doğacak dünyama ikinci güneş olarak.